|
Fiziksel bilimlerin amaci,
nesnel dünyayi eksiksiz
yansitmaktir. Fizigin 20.
y.y.'da ulastigi bir basari da,
bu amaca varmanin
olanaksizligini kanitlamaktir.
Salt bilgi yoktur. var sananlar
yanilgi içindedirler. Tüm
bilgiler özürlüdür. Kuvantum
fizigi de bunu açiklar.
Elektromanyetik bilgiler
demetinin görünüsüne tümden bir
göz atalim. Sorumuz su olsun.
Dünyadaki en iyi aygitla
baktigimiz ayrinti, ne denli
ince, ne denli kesindir?
Ayrintiyi görmek, yalnizca gözle
görülür isikla görmek anlamina
da gelmez.
1867 yilinda
James Clerk Haxwell, isigin bir
elektromanyetik dalga oldugunu
öne sürmüstü; ayrica, kurdugu
denklemlerle, baska dalgalarin
da bulundugunu belirtmisti.
Gözle görülebilen isik demeti,
kirmizidan mora dek, görünmez
isimalar (radyasyonlar) alaninda
yalnizca bir oktav kadardir.
Upuzun bir bilgi dizisi vardir.
Bu dizi, radyo dalgalarinin en
uzun dalgalarindan, X
isinlarinin en kisa dalgalarina
ve daha öteye dek uzanir.
Bunlarin tümünü sirayla insan
yüzünde yansitacagiz.
Görünmez
dalgalarin en uzunu radyo
dalgalaridir. Bunlarin varligini
1888 yilinda Heinrick Hertz
kanitladi. Bu dalgalar, en uzun
dalgalar olduklari için en kaba
saba olanlaridir. Birkaç
metrelik bir dalga uzunlugunda
çalisan bir radar arayicisi,
yüzü hiç göremez. Dalga
uzunlugunu kisaltirsak, bu dev
yüzde ayrintilar görmeye baslar.
Bir metreden az bir uzaklikta
kulaklar görülür. Radyo
dalgalarinin pratik sinirinda,
yani birkaç santimetrede, bir
adamin çizgilerini görebiliriz.
Simdi de
bu adamin yüzüne fotograf
makinesi ile bakalim. Fotograf
makinesi, bundan sonraki isima
alanina, yani bir milimetreden
kisa dalga uzunluklarina,
kizilötesi isinlarina
duyarlidir. Bunlari, 1800
yilinda William Hershel
bulmustu. Simdi yüzün
çizgilerini kabataslak
görüyoruz. Gözler, agiz, burun,
burun deliklerinden çikan bugu.
Evet, insan yüzü hakkinda yeni
bir sey ögrenmis olduk. Ama
ögrendigimizin henüz ayrintisi
yok. 200 kat büyütme
uygulaninca, bildigimiz beyaz
isikta bir deri hücresi gözle
görülebilir. Ama daha çok
ayrinti elde etmek için, daha da
kisa dalga uzunlugu gerekir.
Öyleyse, bundan sonraki evre,
mor ötesi isinidir. Bunun dalga
uzunlugu bir milimetrenin
onbinde birinden azdir. Mor
ötesi mikroskop donuk bir
isiktan gözeye bakar. Göze 3.500
kat büyütülmüstür ve tek
kromozom düzeyine gelinmistir.
Ama artik burasi son sinirdir.
Bu kromozomun içindeki insan
genini hiçbir isik göremez.
Simdi daha da derine gitmek
istiyorsak, dalga uzunlugunu
kisaltmaliyiz. Ilk röntgen filmi
Bundan sonra x isinlari gelir.
Bu isinlar öylesine derine
dalarlar ki, herhangi bir
malzeme ile ayarlanamaz; x isini
ile mikroskop yapilamaz. Bu
isinlari yüze tutarsak, derinin
altindaki kafatasini görürüz. X
isinları, 1895 yilinda Wilhelm
Konrad Röntgen tarafindan
bulundu.
Simdi önümüzde
bir adim daha var. elektron
mikroskobuna dogru bir adim. Bu
mikroskopta isinlar öylesine
toplanmistir ki, bunlara dalga
mi demeli, tanecik mi demeli
bilemeyiz. Bir nesne
elektronlarla bombardiman
edilir. Simdiye kadar
görülebilmis en küçük nesne, tek
bir toryum atomudur. Yine de
görüntü yumusaktir, bulaniktir.
Bu bulanik ve titrek iz, en sert
elektronlarin dahi, sert ve
belirgin bir sekil
çizemeyecegini gösterir. Su
anda, bilginin en önemli
paradoksu ile karsi karsiyayiz.
Dogayi daha kesin ve dogru
gözleyebilmek için, her yil daha
keskin aygitlar buluyoruz. Ama
yine de gözlemlerimize baktikça,
bunlarin hala bulanik
olduklarini görüyor, kesinlikten
çok uzak bulunduklarini
anliyoruz. Sanki her
yaklasimimizda, sonsuzluga dogru
bizden uzaklasan bir hedefin
ardindayiz.
1927 yilinda
Werner Heisenberg, elektronun
yeni bir nitelendirmesini yapti.
Evet, elektron bir parçaciktir,
dedi, ama ancak sinirli bilgi
veren bir parçacik. Yani, su
anda nerede oldugunu
belirleyebilirsiniz, ama atis
noktasinda belirli bir hiz ya da
yön veremezsiniz. Bu, çok
kabataslak bir niteleme gibi
gelebilir ama degildir.
Heisenberg bu kavrama kesinlik
vererek, derinlik
kazandirmistir. Elektronun
tasidigi bilgi, tümüyle
sinirlidir. Örnegin, hizi- ve
konumu öylesine birbirine
oturtulmustur ki, kuvantumun
toleransi ile baglanmislardir.
Iste kavramin derinligi
buradadir. Bu yalnizca
20.y.y.'in degil, bilim
tarihinin en büyük bilimsel
düsüncelerinden biridir.
Heisenberg buna Bilinmezlik
Prensibi adini vermistir. Bu
prensibe göre, hiçbir olay,
hatta atomik olay, kesinlikle,
yani sifir toleransla
betimlenemez. Atom dünyasinda
bilinmezlik alani daima
kuvantumla belirlenir. Insanin
saptigi çikmazin iki yönü
vardir. Biri, sonucun, aracin
özrü oldugu inancidir. Öbürü de,
usu körlestiren bir ögretimin
benimsenmesidir. Bizler, hep
bilinenin sinirindayiz. Umulana
dogru, ileriye yönelik
atilimdayiz. Bilimde her yargi,
yanilgidan kil payi ayrilir ve
kisiseldir. Bilim,
yanilabilmemize karsin
bilebildiklerimize bir
sayginliktir.
|